12 Ekim 2013 Cumartesi

Günlük

Dün tıp hayatımın ilk günüydü. Marmara üniversitesi Haydarpaşa kampüsüne daha önce gelmiştim fakat ,şimdi ne amfinin yerini biliyordum , ne toplantı odasının , ne de konferans salonunun . Kaloriferin orda bekledim ve herkes yavaş yavaş geldi. Sonra konferans salonuna geçtik. Saygı duruşu , dekandan açılış konuşması ve anlam veremediğim tıp mı mühendislik mi konusu.. mühendislik hakkında düşündüm , tam da tıbba odaklanırken bu arada , odtü reklamı da etkiliydi. içinden trende , yolda geçse gibi laflar , ve sonda belirtilen 550 puan , evet etkilendim. Etrafı inceledim. Okulu tanıdım, sınıfın kağıt üzerinde gördüğüm ama, görmeden varlığına inanamadığım elemanlarnı , öğrenci ve öğretmenlerin gözlerindeki enerjiyi gördüm. Durdum ve etrafıma bir baktım, hepsi belli zorlukları geçerek buralara gelmiş, zeki yaklaşık 160 öğrenci . Hazırlık sınıfından tanıdıklarım ve ilk defa gördüklerim.. 93 , 94 ve 95 liler, ve aramızda olduğunu bildiğim bir 91 li..Belki de sandığımdan da karışık bu meseleler . Düşündüm , çıkmayan sakal, büyümeyen göğüsler hakkında düşündüm . Konferansta konuşan ve gençlik fotoğrafından daha genç görünen o sarışın profesörü düşündüm. Hayranları gördüm , ilk bakışlara dikkat ettim . Başkasına kendisinden fazla değer verenlerlerle , kendisine olduğundan fazla değer verenlerin zıtlığını düşündüm .Sonra tadını çıkartmaya çalıştım güzel günümün. İnsanlara gülümsedim. selamladım. Bazılarınaysa yapamadım.Zorladım. Olmadı. tipine alışamadığım bu tiplerin , kendilerini affettirebilmek için zamana ihtiyaçları vardı. Sonra amfiye girdim . Deniz manzarasının amfiden görültüğünü görünce 6 ay sonra bu binadan ayrılacağımıza düşündüm ve üzüldüm. Sonra o adam geldi . Top sakallı adam. Tıp 3 yıl adlı vidyoda gördüğüm, ve o vidyodaki dalga geçilen hoca olduğunu düşündüğüm , neşeli , kendi kendine gülen adam. Bir de ön sıralarda üst sınıflardan birsürü de öğrenci... Hatırlamadığım birkaç konuşma ve kulüp tanıtımı... 2. sınıftan okulu benimseyenleri gördüm . Dünkü çömsün diye düşünenleri farkettim. Sonra okulu gezdirdiler bize, 15 kişilik ekipler halinde. Bildiğimiz, ya da tabelasını okuyabildiğimiz şeyleri anlatmaları karşısnıda , Tutamadım kendimi , dalga geçtim. Burası merdiven arkadaşlar, isteğinize göre çift taraflı çalışabiliyor. Alttan üstte ve üstten alta. Katlar arası geçişlerimizi buradan yapıyoruz , ve işte şunlara pencere diyoruz, binaya güneş ve hava gelmesine yarıyor. Pencerelere yalaşmayalım arkadaşlar, düşebiliriz. Ailelim bizi düşelim diye yollamadı buraya değil mi , tıp okuyalım diye yolladı , eühühehüeh.. Sonra sorular sordum üst sınıflara. Samimi sorular. Soru çalıyorlar mıydı? Okula gelmeli miydi? Pişman oldukları birşey var mıydı? Geriye dönüp bakmalarını istedim.. Bazılarını garipsediler sorularımı. Belki de öğreneceklerdi , daha zamanları vardı. Sonra kulüpleri düşündüm , tüm bu sosyallikleri , aktiviteleri.. Bunlar, normal öğrencilerin normal kalabilmek için yapmak zorunda oldukları şeyler değil miydi? Çünkü beyaz tavşanı görmüştüm ben, kimsenin görmediği beyaz tavşanı . Yarışılmaya değecek te rakip.. Sonra kendimi düşündüm , beyaz tavşanı takip edebilecek miydim? Çok eksiktim, tavşana göre çok yavaş. Herkesin öyle olduğunu tahmin etsem bile , bu korkumu geçirmekte , başkalarında olduğu gibi işe yaramıyordu. Dostum nasılsın dedi arkadaşım? -iyi , hep bir potansiyel var dostum. Bir potansiyel .. ------- Bugün okulda , modül dediğimiz pdö(probleme dayalı öğrenim) pratiği yaptık ve pdö sisteminin ne olduğunu anlamaya çalıştık. Sistemi çok etkili bulduk , memnun kaldık. Daha iyi bir eğitim nasıl olabilir diye düşündüm .Herhalde daha çok modülle.. Öğrencilerin iyice kaynaştığını gördüm , sevinçliydik hepimiz.. Günümüz geçti işte . Şuan saat neredeyse 2, günlüğümü yazıp yatıyorum. Açtığım filmi beğenmedim, aids ve eola hakkındaydı.. Yarısında kapatıp yatacağım.. Sanırım yarın gerçek bir ders göreceğiz. --- Okulun son 3 günü, korkularımı canlandırdı. Korkular , 12 yıllık eğitimden kaynaklanan korkular , korkular , maskelerden , tabelalardan kaynaklanan korkular.. Gerçek olmasını istediğin şeyin , gerçek olmaması korkusu , tiyatroyu sevmeme sebebim..ingilizce kelimeler teker teker çiğnenirken hocanın ağzında , canlandı korkularım, , acı olansa , bu manzaranın kimsenin kalbimizi ürkütmemesiydi .. En arka sırada bir gözyaşı süzüldü , artık ön sıralara yaklaşmak istemeyen birinin gözünden bir gözyaşı, ve zihnimde bir diziye verilen ad anlam kazandı.Arka sıradakiler. Uyku pozisyonu aldı bir beden , bir kafa , kola indi. Saçmalamak istiyordum. Ayağa kalkıp bağırmak , ya da dans ederek yürümek anfide. Ne diyeceklerdi , bunca saçmalığın arasında benimkini mi göreceklerdi. Okula gelmemek fikri , kafama çoktan geldi, ama hem erkendi , hem de ev sıkardı adamı...Birşeyler yapmalı, baş etmeli bu durumla , bir şeyler yapmalı , aşmalı... Düşünmeye başladım , ve dinlemedim o dersi..ilk kırk dakikası boş geçen dersi , kalan dakikalarda da ben dinlemedim. Hayır hoca yanılıyordu, çünkü biz aptal değildik yemedik. Ne mikrofonun arkasına saklanabilirdi , ne de sistemin , öyleyse bırakmalı ,herşey yolundaymış gibi davranmayı bırakmalı..Anlatamıyordu işte, ya da anlamıyorduk ne farkeder.. Ne yani dedim kendi kendime , bir sen mi okuyorsun sanki burda. Bak , kimse bir şey diyor mu ?Hem kaç senedir , kaç mezun verdi bu okul ? Sonra karar verdim . Devam edecektim derslere, ama farklı bir şekilde , herkesten farklı ..Ama örnek alabilirlerdi beni , ya da komik bulabilir , ama devam etmeli derslere. Dua ettim Allah'a, çok içten bir dua, çaresizlik anında yapılmış bir dua , allahım ülkemizi bu durumlardan kurtar, bize bir yol göster. amin. münazara kulübüne kaydoldum. Biraz burs peşinde koştum. Cuma namazını kıldığım için , öğle yemeği yiyemedim , üstelik derse de geç kaldım. Saygı dedim, özgürlük dedim , böyle olmaz. Böyle ülke olmaz! Hafta sonu memlekete döndüm , yağmurlu , nemli bir havaydı. Çok kitap okudum hafta sonu , NooK'umu birkez daha sevdim. Nooku kaybemek hakkında bende bir fobi oluştu, sık sık çantamı , nook için kontrol eder oldum. Islak çimenlerinde yürüdüm memleketimin , anneme sarıldım , resmiyeti biraz aşıp babamın elini öptüm ve geç de olsa kardeşimi de öptüm . Kafamı dağıttım biraz. Komşuya yardım ettim. Komşunun çocuğuna oyun açtım. Ve bu küçük çocuğun beni ne kadar çok sevdiğini farkettim. Oyunları da. Farkettim ki interneti en iyi o kullanıyordu dünyada.. 4 yaşından beri takip ettiğim bu çocuk , 5 yaşında yazmayı , öğrenmişti , ve ilk yazdığı kelime oyundu. Kalemle yazmadı onu , google'a yazdı. Artık kendi kendine oyun açıp oynayabiliyordu bu çocuk , sonra teker teker başka kelimeler yazmayı da öğrendi.. benten yazdı, tusubasa oyun , boyama yazdı. Annesinden duydum , artık yazmıyormuş çünkü , konuşarak arama özelliğini keşfetmiş. Oyun, nasıl da öğretici olabiliyor diye düşündüm. Ve kendimi düşündüm , 7 yaşında strateji oyunu oynayan kendimi. Ve öğrendiğim ilk stratejimi , oyunun başlangıcı , ve korkunç, kırmızı düşmanları. Oyunda iyi olduğum nokta , ekonomiyi düşündüm. Belki de ekonomi okumalıydım dedim , ama zamanında hiç ilgilenmemiştim. TM den girildiğini bilecek kadar bile . Pazar günü geldim , biraz ingilizce çalıştıktan sonra , film açtım, yok , mutlu etmiyordu beni , kapattım. ve yazmaya başladım. saat şuan 1.52 . Yarın yine burs peşinde koşacağım. Ve bahsettiğim, akademik sosyallik adına , kurulacak olan organ nakli kurulu için bir toplantıya katılacağım. Bu konuda çoktan bir kitap okudum ben, biliyorum önemini , koordinatörün önemini biliyorum. Ve akdeniz tıbba , yayınladıkları bu kitap , ve organ nakli konusunda ülkemizi getirdikleri konum için müteşekkirim. Bir labaratuvar istiyorum , rahatça oynayabileceğim , yer altında bir labaratuvar. Ve bir beyaz önlük. Rahatça kirletebileceğim bir önlük. Modern , gerçek bir labaratuvar , 50 lerden kalma değil , 2013 e yakışır bir tane. Ve yarın yine düşüneceğim. Bilim adamından fazlası olmaya çalışarak ..Belki de ekonomi öğrenmeliyim. Paranın şekillendirdiğini biliyorum dünyayı. Ve strateji oyunlarından gelir , ekonomiyi severim. Ama zaman az, en iyisi , kaçmalı bu ülkeden. Bir parça hasret toprağı sıkıştırıp cebe , belki bir gün geri gelmek üzere.. Ve düşünüyorum , çıkış yollarını düşünüyorum. Beyin göçü değil bunun adı, beynin besne yönelişi..Bir adı varsa sallayayım belki tutar : nörotaksis. neyse yatıyorum şimdi . uyumak için 4 saatim var. ---- Sabah odamı darmadağın bırakıp çıktım evden. Otobüste bırakın kitap okumayı, nook okumak bile zor.. Keskin firenler bugün bana okutmadı.. Erkenden avrupa yakasına geçtim, adresi buldum ve işimi hallettim. Sabah sabah vapura binmek, paltonun kalitesine güvenmek ve rüzgara bırakmak saçları.. Okula geldim ,ve incelememe devam ettim. Evet , problem devam ediyordu. Dersler anlaşılmaktan öteydi ..Kararımı veriyordum artık, ciddi temeller üzerine kararımı veriyordum , arkadaşlarımın da fikirlerini alıyordum. Onlar da bana katılmaya başlıyor, yavaş yavaş aynı şeyleri düşünüyorlardı... Çıkışta yabancı arkadaşlarla biraz görüştük , bir şey farkettim. Kenyalının dişi beyaz ve güzeldi.. Kadıköy ve metro.. 14 kişi beyaz bir masada toplandık , yeni bir kurulun temellerini attık. Öğrenci eliyle ilk defa gerçekleştirilen , organ nakli kuruluydu. Tekrar kadıköy , çok satan jetonlu dönerci .. Tekrar merak ettim etin nereden geldiğini , ama sormadım. Ketçap istemeye bile çekinirdiniz bu mekanda , sanki bedava satıyorlar(!) Eve geldim , çalışma çabası boşuna , uyuya kaldım ve 1 de uyandım. Saat şuan 3.30 ve uykum yok. Eşyamı hazırladım , yarın basketbol seçmelerine katılacağım. kulaklık, nirvana ve karanlık.. odamı parlatands laptoptan gelen ışık.. Kalem tutmaz ellerim, ama klavyeyi severim.. Bİr yandan günlük yazıyorum ve bir yandan da diyorum rape meeeeeeee!! Bu arada, internet sorduğum komşunun çocuğundan hala haber gelmedi , halbuki tamam abicim demişti. Kağıdın üçte birini anca bitirdim, ve sınava az kaldı. Geçemezsen zikiyorlarmış , çok sıkıcı dersmiş , ortalama da düşermiş , ölümmüş ölüm yani bu sınavı mutlaka geçmek gerekiyormuş. Medikal ingilizce hocasına birkaç şey soracağım. Mesela strecher .. Bilmezse karşısında sigara yakar , derin derin çeker ve yüzüne üflerim Neyse ben şu sınavı bir geçeyim de.. Kızların nasıl çalıştığını hissedebiliyorum. Belki benim kaybettiğim kağıdımı da bulup çözmüşlerdir, ikinci defa yani. Geçen sene , cerrahpaşanın ilk 10 unda 9 kız var diye duymuştum. Ama gözle görmeden inanmak güç. Bizde öyle olacağını zannetmiyorum. Bunu da gösterecek zaman.. izleyeceğim çünkü izleyici konumundan çok eğlenceli oluyor hayat. ---- Medikal ingilizce sınavına girdik çıktık. Sınav açıklandı da.. Ortalama bir puanla geçmişim. Doksanları görünce, tıp hayatımın erken bir resmini görmüş gibi hissettim kendimi , acaba hep böyle mi olacak. Hep ortalama bir not mu alacağım ? Şuan evdeyim , yine gece yarısı , yine yazıyorum. Bayram tatiline girdik , 9 gün okul yok. Önceki gün biriyle tanışmıştım , bir amerikalı , ama ben alman demek istiyorum. Almana o kadar benziyordu ki , kendisi kökenini bilmese de, bence kesin almandı . Hem şu soruma da cevap veremedi, is it true that there are 80 million german living in amerika milletten insanlar var dedi , mesela italyan kökenli amerikalılar dedi. Mario Puzo dedi.. Laf ispanyolcaya geldi .. Kaliforniya dedim.. O da biliyordu, kaliforniyalıydı çünkü. Amerikada hkümet adına çalışmış , emekli bir alman .Türkiyeyi çok beğenmiş , ve tramvaya binmek yerine yürümeyi tercih edermiş. Ayrıca o dev gemilere karşıymış. Sanat galerisinin önünü de tıkıyorlarmış , manzara görünmüyormuş. Hem kötü görünüyormuş o dev gemiler.. Creepy people mış onlar..Görüşleri çok güzeldi çoğuna katılıyordum. 2-3 amerikalı yazardan bahsettim , amerikan edebiyatı da okuyorsun demek dedi.. Amerikalılara bak dedim , edebiyaları da olmuş(!) . Bugün bayramdan önceki cumaydı. Otobüs biletini erkenden almak yerine, karambole bırakmak istedim kendimi..Cevaplar aynıydı hep. Dolu efendim. Yer yok. Malesef.. Dolu.. Sonra aldım bir bilet, çok şanslıymışım.. Kadir gecesi doğup doğmadığımı sordu görevli. Ciddiye almadım. Otobüs 1 saat 45 dakika geç geldi Çok yorulmuştum.orgun bacaklarım için oturuyordum, başka birşey için değil. Kalabalık bir otogar, bayram telaşı ve bağrışmalar..Kaldırıma oturmuş , kitap okuyan biri var. Nookumu birkez daha sevdim. Arkamdaki kızı okulda görmüş gibiydim. Bir oğlanla konuşup duruyordu. Kız kıvırcık saçlı , küçük yüzlü, neşeli ve meksikalıları andırırcasına esmerdi. Gözümü alamıyordum , çünkü güzeldi ve merak ediyordum , okulda görmüş gibiydim. Sonra amaan dedim , sormaya da ekindim. Ne yani dedim , okuldan olsa ne olmasa ne.. Seviyeni düşürme. Otogarda bir eski arkadaşımla karşılaştım , bir de yeni.. ve yeni arkadaş edindim. Benden 5-6 yaş büyük bir mimarlık öğrencisi. Görüşlerimizin çoğu uyuyordu. Sağlam temelli bir arkadaşlık başlattık ,hayırlısı. Önceki gün kütüphaneye üye oldum. Sevdiğim , uzmanlaşmak istediğim bir akademik kitap aldım. Metroda geçti günüm, bir ileri gittim bir geri..Bir adli sicil kaydı almak için, adliyeye valizle girdim. Kemerime kadar çıkarttım , valizdekileri de çıkarttım..Aq dedim , vereceğiniz belgeyi s*keyim. Yapacağınız metroyu dedim , ne kadar da aşağıda.. Metrodan indim, oha dedim, adliye ne kadar da uzakta..Aq simitçisi , bilmiyorsan bilmiyorum de , neden yanlış adres veriyorsun dedim.Ani bir firen yaptı dolmuş şöförü , yapacağın freni dedim..Yani diyemedim ,karikatür gibiydi işte. Bir baloncuk çıkartın kafamdan ve bu cümleleri yazın işte. Bugün çok küfrettim. istanbula sinirlendim , kaliforniyaya küfrettim. Çünkü öyle yapıyordu okuduğum bir yazar.. Çok geç geldi otobüs. Gecikme 5 dk olur 10 dk olur ,bir buçuk saat gecikme mi olurmuş aq dedim. Az daha bileti iptal edecektim , sonra tüm otobüslerin geciktiğini farkettim. Çok küfrettim bugün. Ve yeni biriyle tanıştım , yolculum boyunca konuştuk. Ben indim , o da uyuyabilirdi şimdi. F*ck you dedim , f*ck you california! indiğimde saat on bir buçuktu. Şansın kollarına bırakırsan kendini , işte böyle bilet bulamazsın işte. Şehre yaklaşınca, şehrin dışında bir petrolde, gecenin 11 inde , oturdum bir çay içtim. Böyle yerleri seviyorum , kalabalığı da. Tesisin petrol kısmına yanaştım, pompacıların hiç bitmez çalışmalarını inceledim. Ve tüp takmak,benzin gibi olamamıştı. Pompacılar için halâ büyük bir sorundu... Annem aradı, endişelenme oralarda baban gelecek dedi. Şaşırdım, keşke şimdi sigaram olsaydı dedim .Endişelenecek ne var dedim kendi kendime, burası gayet güzel. Memleket, internet ifade ediyordu benim için.Wınn halâ ulaşılamayacak kadar pahalıydı çünkü. Hem , ben alışamam öyle sınıra, kotaya.. Damardan 200 miligram internet.. Kendime geldiğimde 1 gün geçmişti. Gözlerimi açtığımda valizini ortadan kaldır diyorlardı. Halâ aynı görüyorlardı beni. Oysa istanbulda böyle değildim ki. Onların da hakları vardı ama bunu bilsem de, uygulamam zordu. Karışanım edenip yok, kota da yok.. Çeviri yaptım bugün, premedikal bir kitaptan çeviri..Zorlanmadım ama, çok zaman aldı birkaç sayfa..Çok da güzel içerikleri vardı. Alıntı yaptım ve yayınladım. Ben dedim, hedeflediğim gibi yüzlerce kitabı nasıl çevireceğim? Düşündüm. Yetenekli insanları düşündüm. Başkasının okuduğu hızda çevirebildiğimi hayal ettim. Yetenek dedim, herkese uğraştığı alanda zamanın verdiği bir hediye değil mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder